8 Kasım 2025 Cumartesi

AŞNA FİŞNE

Şu kasvet o kadar hoşuma gidiyor ki, derinlere çakılmak için kendimi en yükseklerde buluyorum. Çünkü aşk tam olarak böyle bir şey.Yüzümü görmek senin için kıymetli değilse artık, seni bu yüze hasret bırakırım. Yaparım bunu. Acımam. Restine rest. Gel hadi, beni dinle. Mantık seni yürütür ama koşturmaz. Hadi gel benimle. Aşk seni uçursun, istediğin yere kondursun. Yalandan da olsa, aşk olsun. 

Bazen birisi hayatına sessizce girer. Büyük bir olayla değil, küçük bir anla. Bir kelime, bir bakış, belki bir gülüş. O anda anlamazsın ama bir şey değişir. Kalbin yeni bir ritim bulur. Her şey aynı görünür ama hiçbir şey artık eskisi gibi olmaz. Aşk o farkı hissetmekle başlar, tam da mantığının itiraz edip, kalbinin ısrarla savunduğu o yerde. Sanki birisi kalbinin içine bir ışık bırakmıştır. Ne tam görebilirsin, ne de söndürebilirsin. Ve o ışık, seni her defasında aynı kişiye götürür. Bu duygu ne coşku ne de huzursuzluktur. İkisinin arasında, tarif edilemez bir denge. Her şeyin daha yumuşak, daha parlak, daha anlamlı göründüğü bir hâl. Siyah beyaz bir filmden çıkıp, yemyeşil çimenlere serilmek gibi, başının üstündeki masmavi gökyüzüne bakarken. Onunlayken bir cihan gibi kalabalık, o yokken bir mezar taşı gibi soğuk ve buz kesmiş bir hâl. Güneş bir başka batar, ay bir başka doğar. Kontrolü bırakmak aslında. Plan yapmadan, hesapsızca, taktiğe girmeden, içinden geldiği gibi, analiz etmeden... Kendini koyvermek. Ne olacağını bilmeden, güvenmek. Belki kırılmak, belki tamamlanmak. Gitmesinden deli gibi korkarken bile git demek. Diyebilmek. Her hâliyle gerçek. 

Bu duygunun içinde kalmayı seçmeli insan. Acele etmeden, ad koymadan, beklentiye girmeden. Çünkü bazı duygular yaşanmak için geliyor, tanımlanmak için değil. Birine sahip olmak gibi değil, birine varlığını sunmak gibi. Birine ulaşmaktan çok, yönelmek. Yıllarca sımsıkı tuttuğun dizginleri bırakıp, pamuk ipliğinden hallice o ipe güvenerek kendini boşluğa bırakmak o saniye. En derinlere çakılmak için birebir. Ne derinlere. 

İnsana her türlü şeyi, asla yapmam dediğin şeyleri bile yaptırabilen bir hastalık bu. Sonu mutsuz da bitse, aşk güzel. Evrensel bir yara birimi.

Aşkı hep sevdim. En büyük kumar. Kazandığım da oldu, kaybettiğim de. Ta ki yabancılara gülümsediğimi, bebeklere el salladığımı, ambulans geçerken içimden dua ettiğimi fark ettiğim bu yaşıma kadar, hep aradım onu. Ama sonunda anladım ki, aşk benim. 

2 Kasım 2025 Pazar

NERDE KALMIŞTIK?

Yok canım, ne kırılması? Bükülme özelliği var ya bende, unuttun mu? Beni unutunca bakıyorum da her şeyi unutmuşsun. Öyle olur tabi, geçmişe mazi denir, değil mi? Ben de unutmuşum seni, biliyor musun? İnan. Hiç bir anı net değil, artık her şey flu. İnsanın içindeki beklentiyi bitirmesi gerçek bir vedaymış meğer. Bunu anlamak için kalkıp ta buralara kadar gelmem gerekmezdi tabi. Ama malum, benim jeton köşeli. O tokatı yemeden gelmiyor aydınlanma. 

Güneşler altında amele yanığı olduğum, denizlere boğulduğum, kah içmeden, kah içerek sarhoş olduğum, mekan mekan dolandığım, dolu dolu bir 3 gün geçirdim şehrinde. Yalan dünyanın keyfini çıkardım. Şimdi uzun bir dönüş yolunda, seni nasıl unuttuğumu düşünüyorum; öyle ki bende bir resmin var, yüzüme bakmıyor. Sen bana uzun zaman sonra ders verebilen nadir insanlardandın ve ben dersime iyi çalışırım ve bir daha aynı hatayı asla yapmam. 

Eski bir başka İstanbul postu için bkz. HASRET


İnsanı her defasında şaşırtan bir şehir, garip bir şehir İstanbul. Aynı yere daha önce gitmiş olsan bile, sana her defasında yeni bir şey sunabiliyor. Asla sıkmayan, süprizlerle dolu bir yaver. Kadıköy- Karaköy vapuruna binip dışarı oturmak bile yetiyor. Yaşamasını değil ama arada gelip gezmesini seviyorum. Terapi niyetine insan kendine bunu yapmalı. Özlenmiş İstanbul’da sonbahar. Zaman kavramı çok başka akıyor burda, insanlar sürekli telaşlı. Öfkeli kalabalıklar, hayata tutunmaya çalışanlar, şehrin tadını çıkaranlar... Romantizm yapamayacağım, bu gelişimde küçük bir Hindistan’a benzeme yolunda başarıyla ilerlediğini söylemeliyim. İnsanın ağzına bir parmak bal çalıp, sonra içindeki tüm çiçekleri solduran bir şehir. Hani derler ya ilaçla zehir arasındaki fark dozudur diye, İstanbul da öyle. 

Cenneti yaşamak isteyenlerin de, cehennemi merak edenlerin de ortak buluşma noktası. Borderline duyguların sebebi.  Hem sevip, hem nefret edersin. Uzaklaşır gidersin, yapamaz geri dönersin. Onsuz olamazsın, onunla da olamazsın.. 

Belalı bir sevgili gibi. Senin gibi. 

Nil Karaibrahimgil- Burası İstanbul