20 Ekim 2025 Pazartesi

HADİ HAYIRLISI

Günlerdir Dünya’ya doğru yaklaşan gizemli bir gök cisminin bir kuyruklu yıldız mı yoksa uzaylılara ait bir araç mı olduğu tartışılıyor.  3i- Atlas adı verilen bu cismin dünya dışı zeka ürünü olabileceğini söyleyen otoriteler bile var. Teorileri izlemenin ve geyiğin dibine vurmanın tadını çıkarıyorum. Heyecana ihtiyacı olan komplocular için bulunmaz bir fırsat. 

Uzaylı olcan, o kadar teknolojin olcak, düşün ki saatte 220.000 km hızla gidebileceksin, milyonlarca yıl öncesinden galaksiler arası güzergâh falan planlayacaksın ve en nihayetinde bir taşıta binip onunla geleceksin, öyle mi? Yuuuh! Nerden baksan komik.

Selvi Boylum Al Yazmalım filminin kült repliğini uyarlayacak olursak; 

Işınlanma neydi? Işınlanma emekti, teknolojiydi.

İzahi olmayan konuların, mizahına yoğunlaşıyoruz işte. Yeni travma atlatma rutinimiz de bu. 

- Komutan Logar? 

- Efendim canım?

- Bir cisim yaklaşıyor efendim!

- Göktaşı o, gerizekalı

Düşünsene koca evrende kendi halinde bomboş gezen bir taş parçasısın, sana isim takılıyor, uğruna ne hikâyeler, ne teoriler üretiliyor. Artık insanlar dünyadan ve sistemden o kadar sıkıldılar ki, uzaylıların gelmesini bekler oldular. 

Global enflasyon zirvede. İşsizlik pik yapmış, ev almak dünyanın her yerinde imkansız olmaya doğru gidiyor, Filistin’de siviller katlediliyor, yer- gök zehirli, biz gelecek olan uzaylıları tartışıyoruz. Bir taraftan da keşke bu gelen uzaylılar olsa diyorum. Eminim bizim liderlerden daha iyi yönetirler dünyayı. Bu bir uzaylı aracıysa, önce hangi lideri yeseler acaba? Bahisleri açıyorum; liderin ADINI yaz, 2026’ya sms olarak gönder! ŞAKA ŞAKA. Böyle bir hizmet veremiyorum. 

Evrende 2 trilyon galaksi olduğu tahmin ediliyor. Bunlardan sadece biri olan ve bizim de içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinde 200 milyardan fazla yıldız var. Her yıldızın etrafında dönen bir sürü gezegen var. Tabi ki bu koca evrende bizden başka varlıklar mevcuttur, yalnız olamayız ama uzay gemisiyle gelecekleri düşüncesi düşük bütçeli, çakma bir Hollywood yapımından öteye gidemez. 

Bak ne düşündüm; gezegenler yıldızlar gibi göz kırpmıyor ya hani, başka ne marifetleri vardır acaba? Öyle ya, onların da tıpkı bizler gibi kendilerini göstermeye, sevilmeye, beğenilmeye gereksinimleri olmalı. Biz ölümlüler için varoluşumuzun nerdeyse özü bu. Kendimizi aldığımız like’larla ❤️ gerçekleştiriyoruz desek yeridir. Tüm sosyal medya mecraları beğeni, onay ve alkış üzerine kurulu. Tanrı bile öyle değil mi bir yerde? “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmeyi diledim, sevdim, istedim. Beni bilsinler, bulsunlar, ibadet etsinler diye mahlukatı yarattım.” diyen o değil mi? Neyse, ustayı fazla kızdırmayım.

Gösteriş merakı hiç değişmiyor; Venüs Güneş’in doğuşu öncesi ve batışı sonrası gezegenlerden gözle görülebilir en iyisi. Gökte ondan daha parlağı yok. Ondandır ki, kadınların Venüs’den geldiğine inanılır.  Mars ise soğuk ve kızıl rengiyle biliniyor. Erkekler de Mars’lıdır ya hani. Jüpiter ise en tuttuğum. Venüs’ün olmadığı yerde pırıl pırıl parlıyor ama Jüpiter’de yaşamak olanaksız, atmosferinde sürekli olarak dolanacak büyük balonlu kentler kurmanın bir yolu yok. Gezegenlerin en büyüğü, iç ısısı Güneş’ten aldığı enerjinin iki katını verebilecek kadar yüksek. Gözle görülebilen bir yıldıza dönüşseydi, çifteyıldız sistemli, iki güneşli bir dünyada yaşıyor olacaktık. 

Gezegenlere gitme süresi 

İngilizcede gezegen adlarıyla ruh halleri de tanımlanır. Satürn gibi;  yavaş ve kasvetli demekken, Jüpiter gibi; neşeli ve arkadaş canlısı demektir. Jüpiter’in ikinci güneşimiz olmadığına, bu fırsatı kaçırdığımıza üzülmeli mi? Kesinlikle! 

Sıradaki şarkıyı Jüpiter’e armağan ediyorum. O kendini malesef bilmiyor. Seviyorsan git konuş bencelik bir durumumuz yok. O nasıl gelsin? İstese de gelemez. Ben kalkıp yanına gideyim desem, 33 yıl sürüyor. O zamana ya ölürüm ya da kırış kırış bi hacenne olurum. Kavuşmamız imkansız. 

Öyleyse tüm sevip de kavuşamayanlar için gelsin. 

Dinler misin? 

>>>

It’s You - Chantal Chamberland

NOT: İlk aldığımda hemen çiçeklerini döküp hastalanan, sonra atmaya kıyamayıp iyileştirmeye çalıştığım, ölümlerden dönen Begonvilim nerdeyse 2 yıl sonra sürgün verip, çiçek açmaya başladı. Duygularım tarifsiz. İçim cıvıl cıvıl. Bunu gelecek güzel günlere dair ilahi bir işaret olarak aldım, tabi ilerleyen günlerde uzaylılar gezegenimizi istila edip canımıza okumazsa! 


11 Ekim 2025 Cumartesi

PSİKOLOJİMİZ TABAN




Nar çiçeği yazı


Kobalt mavisi kışı


Çok değil, sadece bir hafta arayla çekilmiş iki fotoğraf. Geçen hafta bildiğin yaz, 30-32 dereceydi. Bu hafta ise abartısız kış, 12-13 derece. Bıçak gibi kesen bir mevsim dönüşü ve karasal iklimde yaşamanın cilveleri. Sonuç: nurtopu gibi bir influenza, 40 derece ateş, boğazda yutkundukça acıtan bir yumru, öksürük nöbetiyle bölünen gece uykuları, 2 günlük raporcuk sonrasında mecburi istikamet, işe dönüş ve ballı ıhlamur seansları. 

Sınıflarda nerdeyse tüm öğrenciler hastalıktan kırılıyor. Covid salgını patlamış, muhtemelen beni de vuran o. Ne tuhaf, 5 yıl öncesinde bu meretten yüzbinlerce insan ölmüştü. Daha dün gibi. Ben hele şükür ki geriye kalanlardanım. Artık çıtır değil, bildiğin orta yaşlıyım. Ağlayım mı güleyim mi, ne halt edeyim bazen bilemiyorum. Ağlamaya daha yakınım. Orta yaşlı olmak koyuyor, kabullenemiyorum. Zaman çok hızlı geçiyor, hem de çok. 

Ferzan’ın selamı var. Canım benim. Öyle zarif bir adam ki, önceki postu okumuş ve şu hayatta beni en çok heyecanlandıran şeylerden birinin yeni çıkan filmi olduğunu öğrenmiş olacak ki, bugün yeni bir filmini gösterime sokuyor;  D I A M A N T I


İstanbul’da filmin galası yapıldı. Kendisi ödüllü ve ünlü bir yönetmen olunca, film belki bizim buralardaki sinemalara da gelir mi diye umutlandım önce. Ama sonra hayasızca hareket suçlamasıyla gelen tepkiler nedeniyle konseri iptal edilen Manifest grubunu hatırladım. Yalnızca karasal iklimde değil, aynı zamanda taşrada yaşıyor olduğum gerçeği bi güzel tokatladı beni. Ferzan’ın filmi yolunu şaşırıp buralara gelse bile, filmin oynadığı salonu kesin taşlarlar falan, benim de kafam gözüm yarılır endişesindeyim. Orta yaş beni evham yumağı yapmış olabilir mi? Belki de. Oysa magnezyum almaya da başlamıştım.  

Şimdilik fragmanı ile idare edin.
 İşte burda 👇🏻 


İştahım çok açık. Öyle ki detoks yaparım diye aldığım ıspanağı gözleme yapasım, maydonoz ve limonu kıymalı pideye sarıp yiyesim var. 

Oysa yaşamak için yiyen bir türdüm ben. Noldu bana? Yedikçe her şey güzel olacakmış gibi bir his doluyor içime. Yemek yerken parmağımı ısırıyorum bazen, düşünün nasıl bir iştahlı yiyorum.  Whatsapp’daki yiyecek emojileri bile ağzımı sulandırıyor.  

Gece kaçamak yaptıktan sonra bile, sabah olsa da kahvaltı yapsam sapıklığına ulaşmış durumdayım. İki saatte bir beni dürtüyor; hadi şunu da ye, kebap olsa da yesen, bi tulumba tatlısı mı atsan ağzına ya da bir künefe çak üstüne gibi gibi. Ciddi ciddi iç sesim olmuş durumda. 

Mesela canım patates kızartması çekiyor şu an, şöyle baharatlı tuzlu. Yanında bira. Karşımda deniz. Yukarda dolunay. Çok güzel esiyor. Fyiuu! Çok canım çekiyor. Şu an bir timsah ağzı kadar açık ağzım. Tatlıdan sonra tuzlu. Tuzludan sonra tatlı. Böyle bir döngü. 

Ve böyle bir şarkı. Sado Başkan’ın barfiks krallığıyla Teo’nun kırılganlar krallığı kıyasıya kapışır. 

Dinle>>>



Not 1: Film bizim şehirde de gösterime girmiş. Yarın sinemada izlicem. Heyyooooo! 

Not 2: Filmi izledim. Eh işte, kesinlikle beklentiyi karşılayan bir film değildi. Ferzan’cığımın kendisini de koyduğu sahneler bence çok gereksizdi. En başta, filmin hikayesini anlatırken tamam hadi neyse belki ama sonrakiler çok çok anlamsızdı. Overall’da, 10 üzerinden en fazla 5, o da Ferzan’ın gül hatrı ve bendeki hatıraları için.