![]() |
| .. bir de bu kızın şansından istiyorum. 🍀 |
![]() |
| Ekoseli ❤️ |
![]() |
| Aralık ayı kredi kartı sliplerim 🙈 |
Bugün bir insanın 40’ını göremeden bu dünyadan ayrıldığını öğrendim.
![]() |
| .. bir de bu kızın şansından istiyorum. 🍀 |
![]() |
| Ekoseli ❤️ |
![]() |
| Aralık ayı kredi kartı sliplerim 🙈 |
Aralık ayına şu şekil girdim;
11 ayda olmayan 1 ayda olur, di mi allahım? Senle halimiz karmaşık değil sanırım, basit hiç değil. Anlamak çözmeye yetmiyor. Ancak, Fenerbahçe kadar umutsuz da değil, haa?
Sadettin Saran’ın geçen hafta derbi maçındaki gol sevinci, en son ne zaman şampiyon olduklarını düşündürdü bana. Döner ayran 2 liraymış, var sen düşün. İnan, hatırlayamadım. Iphone 5S yeni çıkmış. Aleyna Tilki henüz ünlü olmamış. Ne büyük kayıp, vah ki ne vah. Ülkede Suriyeli mülteciler yokmuş. İnanabiliyor musun? Dolar 1,90 liraymış. Kavimler göçü mü? Neyse ki o çoktan olmuş. Ateş ve tekerleğin icadı zaten banko, cepte. Komik değil. Nerden baksan hüzünlü, haklısın.
Hala nasıl bekliyor olabilirim? O gemi buraya gelecek noktasında olabilir miyim hala? Tuhaf, biliyorum. Saçma. Ama Aralık’ı bekle bekle bir şekilde buldum sanırım. Tüm umutların gitgide tükendiği bu yerde, hayat, her şeye rağmen, henüz aşık olmadıklarım kadar güzel. Bunu biliyorum. En güzel günlerim henüz yaşamadıklarım. Bunu da biliyorum. Her şey çok daha güzel olacak, bunu da sen bil. Ve çatla. Patla.
Sensiz de çok iyi, çok iyi yaşıyorum.
Haters gonna hate!!!
Büülog, sana yazmayınca sanki dükkanım varmış da açmıyormuşum gibi hissettim bugün. Onun için daha sık yazmaya karar verdim. Yazamadığım süreler ya da cevaplayamadığım yorumlar içinse sorry. İlgilencem ilk fırsatta.
Yılı kapatırken, 2025 Spotify ifşaları başladı. Gelenekselleştiği için merakla beklediğim bir listeydi. Artık en az 1 hafta milletin ne dinlediğine maruz kalıcaz. Hazır ol storylere. Oooo, en marjinal sensin! Hayır, en depresif sen olamazsın. Bak sen, hep yabancı dinliyorsun. Her sene aynı yavan espriler. Ben mi? Nostaljinin baya baya içinden geçmişim. Geçen seneki listem daha güzeldi ama, ‘Aşk vermiştim ne yaptın? 🎶🎵🎶 Bu yılı ve dinlediğim şarkıları pek beğenmedim. O şarkılardan yola çıkarak Spotify benim dinleme yaşımı 59 ilan etmiş, 5 9. Gülmek yok, ağlamaksa serbest. Ühü ühü. Çünkü sadece dinleme yaşım değil, bu aralar ruh yaşım da 59.
Bu yıl en çok dinlediğim şarkı için bir tahminin varsa, seni yorumlara bekliyorum :)
Şu kasvet o kadar hoşuma gidiyor ki, derinlere çakılmak için kendimi en yükseklerde buluyorum. Çünkü aşk tam olarak böyle bir şey.Yüzümü görmek senin için kıymetli değilse artık, seni bu yüze hasret bırakırım. Yaparım bunu. Acımam. Restine rest. Gel hadi, beni dinle. Mantık seni yürütür ama koşturmaz. Hadi gel benimle. Aşk seni uçursun, istediğin yere kondursun. Yalandan da olsa, aşk olsun.
Bazen birisi hayatına sessizce girer. Büyük bir olayla değil, küçük bir anla. Bir kelime, bir bakış, belki bir gülüş. O anda anlamazsın ama bir şey değişir. Kalbin yeni bir ritim bulur. Her şey aynı görünür ama hiçbir şey artık eskisi gibi olmaz. Aşk o farkı hissetmekle başlar, tam da mantığının itiraz edip, kalbinin ısrarla savunduğu o yerde. Sanki birisi kalbinin içine bir ışık bırakmıştır. Ne tam görebilirsin, ne de söndürebilirsin. Ve o ışık, seni her defasında aynı kişiye götürür. Bu duygu ne coşku ne de huzursuzluktur. İkisinin arasında, tarif edilemez bir denge. Her şeyin daha yumuşak, daha parlak, daha anlamlı göründüğü bir hâl. Siyah beyaz bir filmden çıkıp, yemyeşil çimenlere serilmek gibi, başının üstündeki masmavi gökyüzüne bakarken. Onunlayken bir cihan gibi kalabalık, o yokken bir mezar taşı gibi soğuk ve buz kesmiş bir hâl. Güneş bir başka batar, ay bir başka doğar. Kontrolü bırakmak aslında. Plan yapmadan, hesapsızca, taktiğe girmeden, içinden geldiği gibi, analiz etmeden... Kendini koyvermek. Ne olacağını bilmeden, güvenmek. Belki kırılmak, belki tamamlanmak. Gitmesinden deli gibi korkarken bile git demek. Diyebilmek. Her hâliyle gerçek.
Bu duygunun içinde kalmayı seçmeli insan. Acele etmeden, ad koymadan, beklentiye girmeden. Çünkü bazı duygular yaşanmak için geliyor, tanımlanmak için değil. Birine sahip olmak gibi değil, birine varlığını sunmak gibi. Birine ulaşmaktan çok, yönelmek. Yıllarca sımsıkı tuttuğun dizginleri bırakıp, pamuk ipliğinden hallice o ipe güvenerek kendini boşluğa bırakmak o saniye. En derinlere çakılmak için birebir. Ne derinlere.
İnsana her türlü şeyi, asla yapmam dediğin şeyleri bile yaptırabilen bir hastalık bu. Sonu mutsuz da bitse, aşk güzel. Evrensel bir yara birimi.
Aşkı hep sevdim. En büyük kumar. Kazandığım da oldu, kaybettiğim de. Ta ki yabancılara gülümsediğimi, bebeklere el salladığımı, ambulans geçerken içimden dua ettiğimi fark ettiğim bu yaşıma kadar, hep aradım onu. Ama sonunda anladım ki, aşk benim.
Yok canım, ne kırılması? Bükülme özelliği var ya bende, unuttun mu? Beni unutunca bakıyorum da her şeyi unutmuşsun. Öyle olur tabi, geçmişe mazi denir, değil mi? Ben de unutmuşum seni, biliyor musun? İnan. Hiç bir anı net değil, artık her şey flu. İnsanın içindeki beklentiyi bitirmesi gerçek bir vedaymış meğer. Bunu anlamak için kalkıp ta buralara kadar gelmem gerekmezdi tabi. Ama malum, benim jeton köşeli. O tokatı yemeden gelmiyor aydınlanma.
Güneşler altında amele yanığı olduğum, denizlere boğulduğum, kah içmeden, kah içerek sarhoş olduğum, mekan mekan dolandığım, dolu dolu bir 3 gün geçirdim şehrinde. Yalan dünyanın keyfini çıkardım. Şimdi uzun bir dönüş yolunda, seni nasıl unuttuğumu düşünüyorum; öyle ki bende bir resmin var, yüzüme bakmıyor. Sen bana uzun zaman sonra ders verebilen nadir insanlardandın ve ben dersime iyi çalışırım ve bir daha aynı hatayı asla yapmam.
Eski bir başka İstanbul postu için bkz. HASRET
Cenneti yaşamak isteyenlerin de, cehennemi merak edenlerin de ortak buluşma noktası. Borderline duyguların sebebi. Hem sevip, hem nefret edersin. Uzaklaşır gidersin, yapamaz geri dönersin. Onsuz olamazsın, onunla da olamazsın..
Belalı bir sevgili gibi. Senin gibi.
Nil Karaibrahimgil- Burası İstanbul
Günlerdir Dünya’ya doğru yaklaşan gizemli bir gök cisminin bir kuyruklu yıldız mı yoksa uzaylılara ait bir araç mı olduğu tartışılıyor. 3i- Atlas adı verilen bu cismin dünya dışı zeka ürünü olabileceğini söyleyen otoriteler bile var. Teorileri izlemenin ve geyiğin dibine vurmanın tadını çıkarıyorum. Heyecana ihtiyacı olan komplocular için bulunmaz bir fırsat.
Uzaylı olcan, o kadar teknolojin olcak, düşün ki saatte 220.000 km hızla gidebileceksin, milyonlarca yıl öncesinden galaksiler arası güzergâh falan planlayacaksın ve en nihayetinde bir taşıta binip onunla geleceksin, öyle mi? Yuuuh! Nerden baksan komik.
Selvi Boylum Al Yazmalım filminin kült repliğini uyarlayacak olursak;
Işınlanma neydi? Işınlanma emekti, teknolojiydi.
İzahi olmayan konuların, mizahına yoğunlaşıyoruz işte. Yeni travma atlatma rutinimiz de bu.
- Komutan Logar?
- Efendim canım?
- Bir cisim yaklaşıyor efendim!
- Göktaşı o, gerizekalı!
Düşünsene koca evrende kendi halinde bomboş gezen bir taş parçasısın, sana isim takılıyor, uğruna ne hikâyeler, ne teoriler üretiliyor. Artık insanlar dünyadan ve sistemden o kadar sıkıldılar ki, uzaylıların gelmesini bekler oldular.
Global enflasyon zirvede. İşsizlik pik yapmış, ev almak dünyanın her yerinde imkansız olmaya doğru gidiyor, Filistin’de siviller katlediliyor, yer- gök zehirli, biz gelecek olan uzaylıları tartışıyoruz. Bir taraftan da keşke bu gelen uzaylılar olsa diyorum. Eminim bizim liderlerden daha iyi yönetirler dünyayı. Bu bir uzaylı aracıysa, önce hangi lideri yeseler acaba? Bahisleri açıyorum; liderin ADINI yaz, 2026’ya sms olarak gönder! ŞAKA ŞAKA. Böyle bir hizmet veremiyorum.
Evrende 2 trilyon galaksi olduğu tahmin ediliyor. Bunlardan sadece biri olan ve bizim de içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinde 200 milyardan fazla yıldız var. Her yıldızın etrafında dönen bir sürü gezegen var. Tabi ki bu koca evrende bizden başka varlıklar mevcuttur, yalnız olamayız ama uzay gemisiyle gelecekleri düşüncesi düşük bütçeli, çakma bir Hollywood yapımından öteye gidemez.
Bak ne düşündüm; gezegenler yıldızlar gibi göz kırpmıyor ya hani, başka ne marifetleri vardır acaba? Öyle ya, onların da tıpkı bizler gibi kendilerini göstermeye, sevilmeye, beğenilmeye gereksinimleri olmalı. Biz ölümlüler için varoluşumuzun nerdeyse özü bu. Kendimizi aldığımız like’larla ❤️ gerçekleştiriyoruz desek yeridir. Tüm sosyal medya mecraları beğeni, onay ve alkış üzerine kurulu. Tanrı bile öyle değil mi bir yerde? “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmeyi diledim, sevdim, istedim. Beni bilsinler, bulsunlar, ibadet etsinler diye mahlukatı yarattım.” diyen o değil mi? Neyse, ustayı fazla kızdırmayım.
Gösteriş merakı hiç değişmiyor; Venüs Güneş’in doğuşu öncesi ve batışı sonrası gezegenlerden gözle görülebilir en iyisi. Gökte ondan daha parlağı yok. Ondandır ki, kadınların Venüs’den geldiğine inanılır. Mars ise soğuk ve kızıl rengiyle biliniyor. Erkekler de Mars’lıdır ya hani. Jüpiter ise en tuttuğum. Venüs’ün olmadığı yerde pırıl pırıl parlıyor ama Jüpiter’de yaşamak olanaksız, atmosferinde sürekli olarak dolanacak büyük balonlu kentler kurmanın bir yolu yok. Gezegenlerin en büyüğü, iç ısısı Güneş’ten aldığı enerjinin iki katını verebilecek kadar yüksek. Gözle görülebilen bir yıldıza dönüşseydi, çifteyıldız sistemli, iki güneşli bir dünyada yaşıyor olacaktık.
![]() |
| Gezegenlere gitme süresi |
İngilizcede gezegen adlarıyla ruh halleri de tanımlanır. Satürn gibi; yavaş ve kasvetli demekken, Jüpiter gibi; neşeli ve arkadaş canlısı demektir. Jüpiter’in ikinci güneşimiz olmadığına, bu fırsatı kaçırdığımıza üzülmeli mi? Kesinlikle!
Sıradaki şarkıyı Jüpiter’e armağan ediyorum. O kendini malesef bilmiyor. Seviyorsan git konuş bencelik bir durumumuz yok. O nasıl gelsin? İstese de gelemez. Ben kalkıp yanına gideyim desem, 33 yıl sürüyor. O zamana ya ölürüm ya da kırış kırış bi hacenne olurum. Kavuşmamız imkansız.
Öyleyse tüm sevip de kavuşamayanlar için gelsin.
Dinler misin?
>>>
It’s You - Chantal Chamberland
NOT: İlk aldığımda hemen çiçeklerini döküp hastalanan, sonra atmaya kıyamayıp iyileştirmeye çalıştığım, ölümlerden dönen Begonvilim nerdeyse 2 yıl sonra sürgün verip, çiçek açmaya başladı. Duygularım tarifsiz. İçim cıvıl cıvıl. Bunu gelecek güzel günlere dair ilahi bir işaret olarak aldım, tabi ilerleyen günlerde uzaylılar gezegenimizi istila edip canımıza okumazsa!
![]() |
| Nar çiçeği yazı |
![]() |
| Kobalt mavisi kışı |
Beni şu hayatta en çok heyecanlandıran şey; uzun boylu, geniş omuzlu, tercihen dövmeli ve kirli sakallı bir esmer… ŞAKA ŞAKA. Bir bavul dolusu döviz, daha mütevazi olsun dersen tropikal bi adaya uçak bileti, yok yavrum naptın, daha basit düşün, makul ol diyecek olursan, Ferzan Özpetek’in yeni çıkan filmi ya da Elif Şafak’ın son romanı olurdu bu kesinlikle. Yaaa, işte. Naparsın. İnersin gönlüm inersin, attan inip eşeğe binersin.
Tek bir su damlasıyla birbirine bağlanan kayıp bir şiirin, iki büyük nehrin ve üç olağanüstü hayatın hikayesinin anlatıldığı bu roman, bu yıl çıkan fav kitabım. Takdir edersin ki, şööle uzun boylu, geniş omuzlu, tercihen dövmeli ve kirli sakallı o esmerin yerini tutmaz. Tutamaz. ŞAKA ŞAKA. İdare ediyorum işte. Bir şekilde hayattayım.
Mezopotamya’nın antik şehri Ninova’da, Asur kralının kurduğu kütüphanede, uzun zamandır unutulmuş bir şiirin, Gılgamış Destanı’nın parçaları saklıdır. Gılgamış’ın özel ilgi alanıma girdiğini önceki postlarımı düzenli okuyanlar bilecektir. (Bkz.BELE BELE )
Viktorya dönemi Londra’sında, lağımlarla dolu Thames Nehri’nin kıyısında sıradışı bir bebek doğar. Arthur’un içine doğduğu bu yoksulluktan kurtulmasının tek yolu parlak hafızasıdır. Matbaada çırak olarak çalışmaya başladığında, Arthur’un vizyonu gecekondu mahallelerinin çok ötesine taşınır. Onu denizlerin ötesine savuransa, bir kitap olacaktır: Ninova ve Kalıntıları.
2014 yılında Türkiye’de, Dicle Nehri kıyısında yaşayan Narin, Irak’taki kutsal Laleş’ten getirilen suyla vaftiz edilecektir. Tören yarıda kesilince, anneannesi hastalığı nedeniyle yakında sağır kalacak olan Narin’i Laleş Vadisi’ne götürmek ister ve bu uğurda bir yolculuğa çıkarlar.
2018 yılında, Londra’da yaşayan Hidrolog Züleyha, evliliğinin enkazından kaçmak için Thames Nehri üzerinde yüzen bir eve taşınır. Çocukken yetim kalan ve amcası tarafından büyütülen Züleyha’nın hayatı, memleketiyle kurduğu beklenmedik bağ ile birden değişir.
Roman güzel, akıp gitti. Bitmesin nolur diye diye sübhanekelerle okudum. Tabi ki, o uzun boylu esmer kadar parça tesirli, tahrip gücü yüksek, yürek hoplatan bir kitap değildi ama işte, yoklukta iş görüyor. Napacaksın. Tavsiye ederim. Pişman olmazsın.
Ya o değil de, Fener’in yeni başganı Sado nasıl bişi öyle. Adamın six packlerini gördüğüm andan itibaren, ne biyografisine, ne kariyerine, ne servetine, ne de Fenerbahçe için yapacaklarına odaklanamıyorum. 61 yaşında olduğuna kim inanır? Bir kere tıklamış bulundum, sürekli akışta önüme düşmeye başladı. Açık deniz üzerinde uçan helikopterden tutunup, barfiks çektiği ve sonrasında denize atladığı videosuysa beni benden aldı. Hala kendime gelemiyorum. (Bkz. Barfiksin Kralı) Valla başkanı izlemek Fener’i izlemekten daha heyecanlı. Yıllar sonra yüzümüz gülecek gibi. Adam viking mi desem, 300 Spartalı mı. Fener’i uçuracak gibime geliyor. Bundan böyle yeniden Fenerliyim. En büyük Fener, başka büyük yok!
![]() |
| Sado Başgan |
2026’ya sadece 3 ay kaldı. 2019’un üstünden 6 yıl geçti. Bu yıllar boyunca her şey değişti. Ne büyük gürültülerle, ne de bir anda. Yavaş yavaş, sessizce. Asla kaybetmeyeceğimi düşündüğüm insanları kaybettim. Sonsuza dek süreceğini sandığım şeyleri bıraktım. Cevapsız sorularla yaşamayı öğrendim. Zaman durmadı. ‘İyi misin?’ diye sormadı. Sadece akıp gitti. Ben de onunla birlikte akmak zorunda kaldım. Bazısı beni kırdı, bazısı yeniden inşa etti. Ama hepsi beni değiştirdi. Belki aynı Çaylak değilim. Belki o kadar emin değilim. Eskisi gibi genç değilim. Ama hala burdayım. Hala hayattayım.
Ve bu düşündüğünden çok daha büyük bir şey.
![]() |
| Nemrut zirve günbatımı |
![]() |
| Fırat |
![]() |
| Diyarbakır |
![]() |
| Mardin |
![]() |
| Halfeti |
![]() |
| On gözlü Köprü |
![]() |
| Dicle |
![]() |
| Şahmeran |
![]() |
| Ben |
![]() |
| Diyarbakır işi |